24.04.2011

Yaratıcı Değişimin Yansımaları: La Vie En Pose


Her sanatçı bir şekilde etkileşim halinde olduğu estetik değerlerle beslenir ve yaratımlarında bunları kullanır. Böylece sanat eserinin asla bilinmeyen farklı esinlenme boyutları ortaya çıkar. Bir tabloya bakarken aslında hiç bilmediğimiz -ve bilemeyeceğimiz- yüzlerce ilham perisinin sözcüklerini birbiri ardına dinleriz. Bu sözcükler bazen hemen o anda bazense yıllar sonra yeni yaratımlara ilham kaynağı olur. 1998 yılında Charles Dickens klasiği Great Expectations’ı kendine özgü muhteşem sinema diliyle, modern bir çerçevede yeniden yaratan Alfonso Cuarón; dramatik hikayesini anlatırken Francesco Clemente’nin yaratıcı dehasını filmin ana karakteri Finn’in ellerine vermişti. Sürrealist ve ekspresyonist çizgileriyle, sıradışı bir yaşam öyküsünü tüm iniş ve çıkışlarıyla -özellikle benim için inanılmaz bir cazibeye sahip otel odası sahnesiyle- baş döndürücü biçimde ifade eden Francesco Clemente, her karesini hayranlıkla izlediğimiz filmin eşsizliğinin altını bariz biçimde çizmişti. Bundan tam 10 yıl sonra; 2008, Aralık ayında, gerçek bir ilham perisi Natalia Vodianova’yı Brooklyn’deki stüdyosunda resmeden sanatçıyı, başka bir yaratıcı deha olan Annie Leibovitz, Vogue dergisi için fotoğraflamış. Sayfaların göremediğimiz kısımlarında ise yazar Jonathan Safran Foer benzer deneyimlerini anlatmakta… La Vie En Pose resim, fotoğraf, edebiyat ve modanın, etkileşimli yaratıcı döngüsünden sadece kısa bir anın yansıması; bundan sonrasındaysa başka sanatçılara ilham verecek kült bir stüdyo hatırası.