Bir Bisiklet Hikayesi: Nirve
Rüzgarın, aklımızı başımızdan almaya alenen niyetli olduğu bu bahar günlerinde biz de fazla direnmedik ve heyecan verici bir hikaye yazmaya başladık. Bizim bisiklet hikayemiz muhteşem Nirve bisikletlerinin yapım yeri olan Orange County, Kaliforniya’da değil yedi tepe İstanbul’da geçmekte. Ne zamandır bisikletlenmeye niyetimiz vardı ama herşey Çağlayan’ın niyeti hepimizden önce bozup, Levent girişindeki Aktif Pedal mağazasına gidip Nirve Chopper serisinden son derece havalı bir Switchblade almasıyla başladı. Gerisi ise çorap söküğü gibi geldi. Anlık bir karar gibi görünmesin, adam bunu ne zamandan beri araştırdı ve bize harika Nirve modellerini deyim yerindeyse altın tepside sundu. Ben, yukarıda da görülen, dahi illüstratör Paul Frank tasarımı ateş kırmızısı muhteşem Nirve Beach Cruiser, Bolt Skurvy’ye ilk görüşte aşık oldum ve eve onunla döndüm. Çiğdem büyüleyici bahar renklerinde, aynı adı gibi güzel ve zarif bir Wispy aldı. İzmir’den haftasonu için gelen Barış, muhteşem vintage görünümüyle Fifty-Three’ye gönlünü kaptırdı. Şimdi İzmir’de heyecanla bisikletinin gelişini beklemekte. İnci günlük güneşlik bahar günleri için pırıl pırıl bir Island Flower aldı. Son olarak bugün, Emrah nefis bir iş yaptı ve bir Vintage Cream Classic ile aramıza katıldı. Kesin olduğuna inandığım bir gerçek ise çok yakın gelecekte ekibimizin daha da genişleyecek olduğu… Tamamen el yapımı şahane Nirve bisikletlerimizle İstanbul sokaklarını fethetmeye hazırız. Ardından sıra İzmir’e gelecek. Ondan sonra ise kimbilir nerelere… Başka bir niyetimiz ise yerel bir Nirve grubu oluşturmak, yarış ve dağ bisikleti kültürü gibi bir şehir bisikleti kültürü yaratımı üzerine çalışmak. Can çıkartan yokuşlarla dolu İstanbul şehrinde bu iş biraz zor gibi görünse de aslında birkaç pedal bastıktan sonra hiçbir şey o kadar zor değil. Hikayenin daha başındayız ama bundan sonraki bölümler de en az şu anki kadar heyecanlı olacak, buna eminim.
Wispy
Switchblade
Island Flower
Fifty-Three
Classic
Süt Dökmüş Mısır Gevreği Kasesi

Kahvaltıda tercihim klasiklerden yanadır. Birkaç çeşit peynir ve zeytin, sıcak ekmek ve bir bardak çay ya da taze meyva suyu gibisi var mı? Hatta en güzeli sorfadan üç saat kalkmayan bol sohbetli pazar kahvaltıları… Sade mısır gevreğini bir şekilde -özellikle acele kahvaltılarda- kabul edebilsem de çikolatalısıyla, ballısıyla, böreklisiyle kahvaltı gevreklerine pek alışabilmiş değilim. Yine de kırk yılda bir mısır gevreği yerken kullanacağım kase kesinlikle bu olmalı. ThinkGeek mağazasında satılmakta olan Spilt Milk Cereal Bowl sıçrayan süt görüntüsüyle heyecan verici ve bir o kadar da iştah açıcı bir kahvaltı aksesuarı.
Taş Sektirmenin Estetiği: Ruhrsteine

Suda taş sektirmek tabii ki deniz -ya da göl- kenarı eğlencelerinin başında gelir. Kıyılardan toplanan, yıllar boyunca doğal etkilerle formunu bulan yuvarlak, yassı taşlar bu iş için idealdir. Ama kolay da değildir su üstünde seke seke gidecek taşı bulmak. Formjord tasarım stüdyosu yeni projesi Ruhrsteine ile bu işi bir hayli kolaylaştırıyor. Fabian Baumann ve Sönke Hoof tarafından tasarlanan, hafif beton malzemeden dökülen ve özel olarak biçimlendirilen bu sektirme taşları doğal formların insan eliyle çıkartılmış sürdürülebilir kopyaları. Bu ipucu bizi Ruhrsteine projesinin zekice kurgulanmış alt metnine götürüyor: Üzerlerinde yer alan “tek kullanımlık” işaretiyle bu taşlar su üstünde sekerek güncel tüketim kültürünü vurmak amacıyla tasarlanmışlar. Ruhrsteine, herşeyin pazarlanabilir olduğu günümüz dünyasında, hızla yaygınlaşmakta olan “tüketim için doğa” konseptini başarıyla vurgulayan dahice aynı zamanda çok da estetik bir iş. Tekli ya da beşli paketlerde, sınırlı sayıda…


Bir Şehrin Anıları: Coney Island Line

Bir şehri adım adım yürümek, onu keşfetmenin en etkileyici, zevkli ve yaratıcı biçimi olsa gerek. Attığımız her adım bir yandan şehrin ruhundan parçaları bize aktarırken bir yandan da bizden parçaları şehre bırakır. Sokaklar, kaldırımlar, köprüler adımlarımızı birbirine bağlar, eksikleri tamamlar, müstakbel anılarımızı yazarlar. Barselona’nın Gaudi tarafından tasarlanan art nouveau kaldırım taşları, Copacabana’nın siyah beyaz parçalarla döşeli -dalga desenli- Portekiz kaldırımları ya da New York’un eğlence banliyösü Coney Island’ın ahşap yer döşemeleri, bu şehirlerin anılarını adım adım saklarlar. Sözkonusu şehirli unsurların dekorasyonda kullanımı da bu anıları yaşam alanlarımıza taşır. Geçmişin izlerinden ilham alan ve New York Tasarım Haftası için yerel materyaller teması üzerine çalışan Brooklyn merkezli Uhuru Design, geçtiğimiz yıl yenileri ile değiştirilen Coney Island Boardwalk’un ahşap yer döşemelerini kullanarak Coney Island Line adında bir seri yaratmış. Sözkonusu serinin en etkileyici parçası, adını Coney Island’ın simgesi haline gelen eğlence treni Cyclone’dan alan keyif sandalyesi Cyclone Lounger. Metal iskelet üzerine oturtulmuş 1940’lardan kalma ahşap parçalar Cyclone’un heyecan verici inişli çıkışlı karakterini yansıtıyor.Coney Island Boardwalk -ya da resmi adıyla Riegelmann Boardwalk- ahşap yürüyüş yolundan esinlenerek yaratılan Boardwalk Console orijinal desenine sadık kalınarak uygulanmış bir tasarım. Bunlarla birlikte, yazları alabildiğine renkli ve eğlenceli, kışları ise bir o kadar solgun ve hüzünlü Coney Island ruhunu başarıyla yansıtan şehirli toplam 7 farklı parçadan oluşan seri, gayet şık ve başarılı bir üst dönüşüm (upcycling) uygulaması. Tasarımlarda kullanılan orijinal malzemenin kısıtlı olması nedeniyle her parçadan sadece onar adet üretilip satışa sunulacak. Geçmişin renkleriyle boyanmış Coney Island anılarını kendi yaşam alanınızda saklamak isterseniz bu şansı kaçırmamalısınız.


Dokun ve Yarat: HP Graffiti Wall

Geçen haftanın en yaratıcı etkinliği elbette ki HP tarafından düzenlenen, sokağın renkleriyle dijital medyayı bir araya getiren HP Graffiti Wall buluşmasıydı. Türkiye’nin en eski ve en büyük graffiti sanatçılarından Tunç “Turbo” Dindaş ile işbirliği yaparak harika bir street art organizasyonuna imza atan HP ekibi, dokunmatik ekranlı yeni jenerasyon HP TouchSmart tx2 ve HP TouchSmart 600 PC modellerini tanıttı. Katılımcılar da ekran başına geçip kendi tarzlarında ve renklerinde işler yarattılar. Bu işler HP Graffiti Wall konsepti dahilinde düzenlenen -ve online olarak da katılabileceğiniz- yarışmada oylanacak ve bu oylama sonucu kazanan, bir HP TouchSmart 600 PC sahibi olacak. Görünüşe bakılırsa, street art da dijital çağa ayak uyduruyor ya da daha doğru bir tabirle dijital çağın çocukları için sokakları boyamak artık birkaç dokunuş kadar rahat ve kolay. Ekrandakini, duvarlara taşımak ise işin en zevklisi.


